Edgar Allan Poe - Morgue Sokağı Cinayeti PDF İndir



Ürkünç, gizemli, gerilimli, benzersiz...

"Çağımızın en güçlü yazarı!"

"Sarhoş, yoksul, ezik, dışlanmış Edgar Allan Poe, dingin ve erdemli bir Goethe'den ya da Walter Scott'tan çok daha fazla hoşuma gidiyor. O ve onun gibi özel yapıdaki adamlar için şöyle diyeceğim: 'Bizler adına acı çektiler.'"
-Charles Baudelaire-

Morgue Sokağı Cinayeti'ndeki öyküler, İngilizce asıllarından ve Memet Fuat'ın yazara bağlılığı en önemli ilke kabul eden anlayışıyla çevrilmişir.

"Garip, dengesiz ve saplantılarla dolu yapısının kendini cinayete ya da deliliğe sürüklemesini önlemek için, Poe'nun elinin altında bir başka zehir vardı. Herkesin aynı rahatlıkla kullanamayacağı bir zehir: Güzel ve özenli yazısıyla, arada bir derin üzüntüsünden sıyrılmasını sağlayan, ürkünç, kasvetli ama avutucu imgeleri kâğıda döktüğü mürekkepten söz ediyorum."
- Marie Bonaparte

Edgar Allan Poe (1809-1849) Boston'da doğdu. Annesi de babası da yoksul tiyatro oyuncularıydı. Allan soyadını, kendisini evlat edinen John Allan adlı bir tüccardan aldı. Virginia'da ve İngiltere'de öğrenim gördü. İngiltere'de okuduğu okulu, kahramanı öteki benini, ikinci benliğini öldürerek can veren "William Wilson" adlı düşlemsel öyküsünde anlatır. West Point Askeri Akademisi'nden atılan Poe, gazetecilik yaparak savruk bir yaşam sürdü; döneminin pek çok ünlü kişisinin düşmanlığını kazandı; Longfellow'u aşırmacılıkla suçladı. Gençliğinden başlayarak alkol ve nevroz yedi bitirdi Poe'yu. 1836'da on üç yaşındaki kuzini Virginia Clemm ile evlendi, ama Clemm 1847'de veremden öldü. Poe ise Baltimore'da bir hastanede ölecek, ölüm döşeğinde can çekişirken The Narrative of Arthur Gordon Pym of Nantucket (1838; Nantucketlı Arthur Gordon Pym'in Öyküsü) adlı kitabında geçen korkunç bir öyküyü yeniden yaşayacaktı. Mutsuzluk kısa olmaz, ama kısa ve mutsuz bir yaşamı oldu.
-Jorge Luis Borges-

Kitaptan alıntı:
"Benim deli olduğuma hâlâ inanıyorsanız, size cesedi saklamak için yaptığım akıllıca işleri anlatayım, bu inancı bırakırsınız o zaman. Gece ilerliyordu, çabuk çabuk ama sessizce çalışıyordum. Her şeyden önce cesedi parçaladım.
Başı, kolları, bacakları kesip ayırdım. Sonra odanın döşemesinden üç tahtayı söktüm, hepsini oraya doldurdum. Sonra tahtaları o kadar akıllıca, o kadar ustaca yerleştirdim ki, insan gözünün -onun o korkunç gözü bile olsa- bir yanlışlık bulması olanaksızdı. Yıkanacak hiçbir şey yoktu -herhangi bir leke- ya da bir kan lekesi yoktu. Çok dikkat etmiştim buna. Hepsini bir tenekenin içine akıtmıştım -ha! ha!"




BUNU PASYLAS
GERİ
İLERİ