Şiir etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Şiir etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Necip Fazıl Kısakürek - Çile

Necip Fazıl Kısakürek - Çile



Gaiblerden bir ses geldi: Bu adam,
Gezdirsin boşluğu ense kökünde!
Ve uçtu tepemden birdenbire dam;
Gök devrildi, künde üstüne künde...
Pencereye koştum: Kızıl kıyamet!
Dediklerin çıktı, ihtiyar bacı!
Sonsuzluk, elinde bir mavi tülbent,
Ok çekti yukardan, üstüme avcı.
Ateşten zehrini tattım bu okun.
Bir anda kül etti can elmasımı.
Sanki burnum, değdi burnuna (yok)un,
Kustum, öz ağzımdan kafatasımı.





Necip Fazıl Kısakürek - O ve Ben

Necip Fazıl Kısakürek - O ve Ben



Çemberlitaş'ta, Sultanahmet'e doğru inen sokaklardan birinde, kocaman bir konakta doğmuşum...

Harem ve selamlık halinde iki kapılı, dört katlı ve bilmem kaç odalı bu konak, içinde, yakıcı hatıraların kaynaştığı tütsü çanağıdır. Renk renk, şekil şekil, fısıltı fısıltı hatıralar... Bazen de çığlık çığlık...

Çocuk denecek kadar gençken yazdığım "Bir Yalnızlık Gecesinin Vehimleri" isimli hikayemdeki mekan işte bu konak...

Selamlık kapısının önünde, bodrum katının üstünde, birkaç merdivenle çıkılan, köşeleme mermer bir sahanlık ve yanında küçücük bir bahçe... Mermer sahanlığa, üst katın çıkıntısından iki sütun iniyor. Ve giriş kapısı..



Nâzım Hikmet - Memleketimden İnsan Manzaraları

Nâzım Hikmet - Memleketimden İnsan Manzaraları



Türk şiirinin çizgisini değiştirmiş, çok yönlü, evrensel boyutlu bir şair ve yazarın bu basım için yeniden gözden geçirilmiş, kaynak metinler esas alınarak düzeltilmiş "külliyatı"...
(Arka Kapak)

Haydarpaşa garında
1941 baharında
son on beş.
Merdivenlerin üstünde güneş
yorgunluk
ve telaş.

Bir adam
merdivenlerde duruyor
bir şeyler düşünerek.



Nazım Hikmet - Kuvayi Milliye

Nazım Hikmet - Kuvayi Milliye



Nazım Hikmet'in çok güç koşullarda korunmuş, elden ele geçmiş, bazıları sağlığında basılamamış, bazıları özen gösterilmeden basılmış olan yapıtları, bu işe gönül vermiş eleştirmenlerin çabalarıyla, içerde ve dışarda, yıllardır derlenip toparlanmaya çalışılmış, ama çeşitli nedenlerden kaynaklanan yanlışların, karışıklıkların, tutarsızlıkların bir türlü önü alınamamıştır.
Şimdi Adam Yayınları size Nazım Hikmet'in yepyeni bir toplu yapıtlar derlemesini sunuyor.
Bu yolda daha önce yapılan bütün olumlu çalışmalar, Nazım Hikmet'in kitaplarının ilk basımları, arkasında bıraktığı müsveddeler -mekanik yaklaşımlara düşmeden, durumlara, türlere göre ayrı değerlendirmelere gidilerek -büyük bir özen ve duyarlılıkla yeniden gözden geçirilmiş, konunun uzmanı eleştirmenlerin özverili katkıları ve ortak çabalarıyla, sanatçının özellikleri, kendine özgü kullanımları gölgelenmeden, yanlışların düzeltilmesi, karışıklıkların, tutarsızlıkların giderilmesi sağlanmıştır.



Murathan Mungan - Yaz Geçer

Murathan Mungan - Yaz Geçer



Bu özel baskı, Murathan Mungan'ın Metis Yayınları'ndaki ilk kitabı olan Yaz Geçer'in 10. yaşına bir armağan olarak yayımlanmıştır.

Yaz Geçer Eylül 1992'de kitaplaştı. Murathan Mungan'ın Metis Yayınları'ndaki ilk kitabı olarak yayımlandı. 1992-2000 yıllarında Sadık Karamustafa'nın kapak tasarımıyla 2 baskı yaptı. 2000 yılında, bu tarihe kadar yayımlanmış bütün Murathan Mungan şiir kitaplarıyla birlikte, Bülent Erkmen'in tasarımı olan 13+1 toplamı içinde yer aldı. Yaz Geçer bu yeni tasarımıyla ilk yayımlanışından 10 yıl sonra, Eylül 2002'de 14. basımına ulaştı.




Melih Cevdet Anday - Teknenin Ölümü

Melih Cevdet Anday - Teknenin Ölümü




"Teknenin Ölümü" (1975) şairin toplu şiirlerini içeren "Sözcükler"de basılmıştır. 
“İlkel toplumda büyücü, herhangi bir komşu ise; becerilerini gösterme sırası geldiğinde topluluğun karşısına geçer, saygın yerini alırdı. Bugünse sanatçı , komşumuz olmak şöyle dursun, kolay kolay göremeyeceğimiz, uzaktaki biridir. Onun yaptığı işleri çoğu zaman duymayız, görmeyiz bile; gördüğümüzde ise yine çoğun şaşkınlığa düşeriz. Bu şaşkınlık, ilkel toplumdaki büyücünün uyandırdığı şaşkınlığa düşeriz. Bu şaşkınlığa hiç benzetilemez; çünkü büyücü şaşırtıcı etkinliği ile, diyelim bir hastayı iyileştiriyordu, demek becerisi doğrudan topluluk insanını etkiliyordu. Büyümüş, kalabalıklaşmış, işbölümü ile türlü öbeklere ayrılmış, uzmanlıklarla dallanmış modern toplumda ise, sanatçı-alıcı ilişkisinin tümden değişeceği anlaşılır bir şeydir. Bugün sanattan anlamak bir eğitim konusu olmuştur; anlamayı bir yana bıraksak da, sadece tat almayı, hoşlanmayı ele alsak bile, durum değişmez; sanatçı ile alıcı arasına, sanat uzmanları gibi, öğretmen ve devlet gibi kişiler ve kurumlar girmiştir.
-Melih Cevdet Anday-




Jorge Luis Borges - Sonsuz Gül

Jorge Luis Borges - Sonsuz Gül




Borges uzun süre yazmaya ara verdikten sonra 1974'te kaleme aldığı şiirlerini, 1975'te ilk kez yayımlanan Sonsuz Gül'de bir araya getirdi. 1974'te Arjantin'de iki ölüm Borges'i çok etkilemişti; 1 Temmuz'da Perón'un ölümüyle Perónist düzen nihayet çökmüş, yerine geçen Isabella'nın yönetiminde antikomünist gerillaların cinayetleri eskiye göre birkaç kat artmış, desaparecidos (kayıplar) dönemi başlamıştı. Borges bu dönemde bile ülkesini 'yürekli' diye ansa da, sonradan yaptığı açıklamalarda, sözünü ettiğinin eski Arjantin olduğunu söylemiştir. Kasım 1974'te yeğen çocuğu Angélica boğularak öldü. Borges Angélica'nın Anısına adlı şiirde bu erken ölüme ağıt yakar:

Kimbilir ne çeşit yaşamlar gelip gitmiş olmalı
Bu acınası ve ufacık ölümle birlikte

Kitaptaki diğer şiirlerde, pars, bizon, tılsımlar, kitaplar, aynalar, Nordik mitler gibi Borges'ten aşina olduğumuz izlekler yer alıyor. Sonsuz Gül, Borges'in son öykü kitabı olan Kum Kitabı'yla aynı yıl yayımlandı. Usta şairin olgunluk dönemi şiirlerini, iki değerli çevirmenin yorumlarıyla sunuyoruz.




James Joyce - Oda Müziği

James Joyce - Oda Müziği



İrlandalı yenilikçi yazar James Joyce'un (1882-1941) şair yönü ülkemizde pek bilinmez. Oysa yazarın ilk yayımlanan kitabı, Chamber Music (Oda Müziği) (1907) adlı şiirler toplamıdır. Bu kitabında Jacobean tarzda yazılmış lirik şiirler yer alır. Çok iyi şarkı söyleyebilen Joyce, 36 şiirden oluşan kitabına bu adı vererek şiirlerin müzikal özelliklerini öne çıkarır. Gerçi şiirler aşktaki tensel şehvetle duygusallığı birleştirebilmesiyle de ilgi çekicidir. Ancak Joyce, yıllar sonra, bu şiirlerin yayımlanmış olmasından utanç duyduğunu söyler. Şiirlerinde Joyce'un kontrole gerek duymadığı duygusal yönü yansır; sanatçı kişiliğinin Türkiye'de pek de bilinmeyen yönü...




İskender Pala - Ayine

İskender Pala - Ayine




Sevgili!
Hani bir aşk idin, bir güzellik idin sen, güzellikle aşkın kesiştiği prizmada. Güzelliğin, cihanı gösteren bir ayna; aşkın, o aynanın cilâsı idi hani. Güzelliğin olmasa efendim, aşkı hiç bilmeyecekti cihan; aşkın olmasa güzelliği hiç anlamayacaktı. Aşk pazarında mezat hep güzelliğine; güzellik yurdunda yollar hep aşkına durmuştu efendim... Ve sen gitmiştin...

Şiiri meslek edinip de şair olamamanın acısını en iyi bilenlerdenim ben. Şiir söyleyemediğim için duygularımı, şiire en yakın gördüğüm deneme formatında anlatmayı yeğlemem bundandır. Ancak, bu kitaptaki her bir deneme için birkaç kitap okuduğumu itiraf etmeliyim. Uzun gecelerde küstürdüğüm uyku perisinin dönmesini beklerken şekillenen düşüncelerim beyaz sayfalara bu üslûpta yayıldı ve her bir cümle bazen birkaç defa değiştirildi. Anlattıklarım kendime değil, topluma; merkeze değil muhite aitti. Benim duyduklarımı duyan yüzlerce kalbin yaşadığını bu kırk denemeyi yazarken öğrendim. Hüzün, gözyaşı ve acıyı ifade etmenin ne kadar çok yolu varmış meğer. Meğer ne çok titrermiş kalbimiz yaşadıklarımız karşısında.




Edip Cansever - Yerçekimli Karanfil (Toplu Şiirleri 1)

Edip Cansever - Yerçekimli Karanfil (Toplu Şiirleri 1)



"Şairin ele aldığı konular kendi durumunu değil, çevresini kaplayan yığınların iç dünyasını ışıtacak, onların yaşayışlarını yenileştirecek, başka başka görüşler katabilecek özellikler taşımalıdır. Kuvvetin, dayanıklığın, hayat bağlılığın, günden güne uygarlığa gitmenin kökleri şiire de bağlıdır. Demek oluyor ki şiir yalnız lüks olmaktan çıkmış, gerçeği gösteren, insanı inceleyen bir güzellik olmanın yolunu tutmuştur."(1954)
-Edip Cansever-



Ebubekir Eroğlu - Şahitsiz Vakitler

Ebubekir Eroğlu - Şahitsiz Vakitler



Perişanlık heryanı sarmadan önce ölüme çattığı da var oysa hayatın benzemez bir duvarın sahipsizliğine o sahipsizlik ki tamama erdiğinde sönüşüdür beka kabarmasının kudret edinir oysa hayat bir yandan erise de aldığıyla aradığıyla terkettiğiyle yitiği bulduğundan çok olmalı insanın ki sonu gelmiyor aramanın



Ebubekir Eroğlu - Modern Türk Şiirinin Doğası

Ebubekir Eroğlu - Modern Türk Şiirinin Doğası



Ebubekir Eroğlu'ndan modern Türk şiirinin kaynakları üstüne tadına doyulmaz bir deneme. İlk baskısıyla Türkiye Yazarlar Birliği Deneme Ödülü'nü alan kitap, bu baskısında yazar tarafından bir yazı eklenerek genişletildi ve gözden geçirildi. Modern Türk Şiirinin Doğası, bu alanda özlemi duyulan "kıratta" bir çalışma.



Comte de Lautreamont - Maldoror'un Sarkıları

Comte de Lautreamont - Maldoror'un Sarkıları



"Maldoror'un Altıncı Sarkısı'nı okuyunca kendi yapıtlarımdan utandım" Andre Gide

"Maldoror'un birazcık tadına bakınca, bütün şiir yavanlaşıyor." Louis Aragon

"Maldoror'un Şarkıları olmasaydı Fransız kültürü eksik ve tamamlanmamış kalırdı." Marcelin Pleynet



Cahit Sıtkı Tarancı - Otuz Beş Yaş

Cahit Sıtkı Tarancı - Otuz Beş Yaş



Cahit Sıtkı Tarancı 4 Ekim 1910'da Diyarbakır'da doğdu. İlkokulu orada, ortaokulu İstanbul'da Saint Joseph'te, liseyi Galatasaray'da okudu. Şiire lisede başladı. 1931'de Mülkiye Mektebine yazıldı, bitirmeden ayrıldı. 1939'da Paris'e gitti, Science Politique'e girdi. İkinci Dünya savaşının çıkması üzerine yurda döndü. Askerliğini Edremit'te yaptı (1941-1943). Bir süre İstanbul'da babasının bürosunda çalıştı. Sonra Ankara'da Anadolu Ajansı, Toprak Mahsulleri Ofisi ve Çalışma Bakanlığında çevirmenlikle görevlendirildi. 1951'de evlendi. 1954 başında hastalandı. İki yıl tedavi gördü, ama iyileşemediğinden Viyana'ya gönderildi. 12 Ekim 1956'da toprağa verildi. 1946'da C.H.P. Şiir Yarışmasında `Otuz Beş Yaş' adlı şiiriyle birincilik ödülünü kazandı. 1957'de Varlık dergisinin soruşturmasında yaşayan sanatçıların en beğenileni seçildi. Şiir kitapları: Ömrümde Sükut-t (1933), Otuz Beş Yaş (1946), Düşten Güzel (1952), Sonrası (1957). Bütün bu kitaplarını bir araya getirirken, kitaplarına girmemiş 35 şiirini de derleyip bir ciltte topladık. Bu kitap, şairin bütün şiirlerini kapsamaktadır.




Hüseyin Nihal Atsız - Yolların Sonu

Hüseyin Nihal Atsız - Yolların Sonu



Selâm

İçim yine sevinçlerle dolup yanıyor,
Rûhum sanki denzi olmuş, dalgalanıyor.
Uzak uzak ülkelere döndüm seferden,
Yaralarım ağır, fakat mestim zaferden.
Zafer, ümit kaynağının bir çeşmesidir.
Zafer birçok gönüllerin birleşmesidir.
Gönülleri birleşenler ölseler de bir gün
Gök kubbede kalacaktır seslerinden ün.

Kitap'tan sf. 45




Charles Baudelaire - Şarabın Şiiri Esrarın Şiiri

Charles Baudelaire - Şarabın Şiiri Esrarın Şiiri




Baudelaire, Rimbaud’un vurgusuyla “şairlerin tanrısı”, kendisini “toprağa doğru çeken zamanın korkunç ağırlığı”ndan kurtarmak için şiirle sarhoş oluyordu. Ona göre, dünya sıkıntılı bir yer. Bu yüzden, dostlarına sarhoşluğu öğütlüyordu. Ne ile olursa olsun; “şarapla, şiirle ya da erdemle.” Kentler, doğa, insan gibi bir çok meseleyi yeniden tasarlayıp, kendisinden sonraki yüzyıllara taşıyan Baudelaire, şarap ve esrarı da birer şiire çevirmiş. Buğulu ve dumanlı ifadelerle. Ancak, ilkine daha ılımlı yaklaşırken, ikincisi için kötücül kelimeleri uygun görmüş, onu yalnızlaştırıcı bir büyüye benzetmiş




Charles Baudelaire - Paris Sıkıntısı

Charles Baudelaire - Paris Sıkıntısı



Modern şiirin kurucuları arasında sayılan. Sembolist şiir akımını büyük ölçüde etkileyen Charles Baudelaıre (1821-1867) şairliğinin yanı sıra önemli bir düşün insanıydı. Kendini doğuştan lanetlenmiş sayan, yaşadığı büyük yalnızlık dolayısıyla daima çağının ötesinde bir sürgün olarak hisseden büyük şair hep başka bir yerin özlemi ve arayışı içinde olmuş, bu özlemini ise şiir dışında, edebiyatın farklı dallarında da ürünler vererek dışa vurmuştur. 1862'yılında kitap haline getirilen Paris Sıkıntısı, Haudelaire'nin düzyazı şiirlerinin en güzel örneklerini içerir.