Araştırma etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Araştırma etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Mark Benecke - Ölümün İzleri

Mark Benecke - Ölümün İzleri



Issei Sagawa öldürdüğü insanların etinin çiğ ton balığına benzediğini söylemişti. Karl Decke yakalanana kadar yaklaşık 289,5 kilogram insan eti yemişti. Arwin Meives internette tanıştığı kurbanını yemişti. Nico Claux ise insan etinin nasıl pişirileceğine dair bir kılavuz bile hazırlamıştı. Mideniz mi bulandı? İnandırıcı gelmedi mi? Oysa bütün bunlar basında da yer bulan gerçek olaylar. Dünyanın en ünlü kriminologu Mark Benecke elinizdeki kitapta okuyucuyu insan ruhunun en karanlık köşelerine doğru korkunç bir yolculuğa çıkarıyor. Benecke tarih boyunca karşılaşılan yamyamlık hadiselerini, 19. ve 20. yüzyıllarda vampirlerin suç tarihini örneklerle anlatıyor.

Benecke hastalık ve şeytaniliğin sınırlarına yaptığı bu gezide seri katillerin iç dünyasını gözler önüne seriyor. İki pedofil seri katille yaptığı görüşmeleri ve bunların mektuplarını yorumluyor. Benecke'nin dünyanın dört bir yanında yürüttüğü soruşturmalar esnasında edindiği tecrübeleri okurken iyiyle kötü arasındaki sınırın bazen ne kadar geçirgen olabileceğini görerek hayret edeceksiniz. Hermann Hesse'in de dediği gibi, "Aydınlığı tanımak isteyen, karanlığı da tanımalı". Bu kitabı okuduktan sonra etrafınıza daha farklı bir gözle bakacaksınız. 

Dr. Mark Benecke kriminolojik ipucu tespiti, araştırması ve değerlendirmesi konularında ABD, Kolombiya, Vietnam ve Filipinler'deki üniversitelerde misafir öğretim üyeliği yapmaktadır. Ayrıca başta FBI Akademisi olmak üzere birçok ülkenin polis akademilerinde de ders vermektedir. Genetik parmak izi, adli tıp ve kriminolojiyle ilgili çok sayıda inceleme makalelerinin yazarıdır. Ulusal ve uluslararası araştırma yayınları için, Moskova'da Hitler'in kafatası ve dişlerini, Transilvanya'da vampirleri, korsan Henry Morgan'a ait ipuçlarını ve Belçika'da kendini yakanların hadiselerini incelemiştir. Birçok uluslararası araştırma akademisinin üyesidir. Ayrıca çok sayıda televizyon yayını ve dizisinin bilimsel danışmanı ve Gesellschaft zur Wissenschaftlichen Untersuchung von Parawissenschaften (GWUP/Skeptiker) bilimsel danışma kurulu üyesidir. 



Michel Foucault - Kelimeler ve Şeyler

Michel Foucault - Kelimeler ve Şeyler


Théophile Gautier, Velázquez'in Las Meninas'ını ilk kez gördüğünde, kendisini "Tablo nerede?" diye haykırmaktan alıkoyamamıştır.

İlk bakışta, tablo basit bir konuyu işlemektedir. Kralın beş yaşındaki kızı Margarita (infanta), nedimeleri (las meninas) ve soytarılarıyla çevrelenmiş olarak tablonun ortasındadır. En dip tarafta, saray nazırının silueti görülmektedir, ama biraz daha yakından ve daha dikkatle bakılınca, tabloda başka kişilerin de olduğu fark edilir. Dip duvarın üzerinde bir ayna vardır ve aynadan İspanya Kralı IV. Felipe ile Kraliçe Avusturyalı Maria-Anna'nın görüntüleri yansımaktadır. Ressamın bizzat kendisi, üzerinde çalıştığı tuvalde bize ters dönmüş olarak görünmektedir. O halde, resmi yapılan kimdir, kimlerdir? Tablonun adının belirttiği gibi nedimeler mi, küçük prenses mi, yoksa kral ve kraliçe mi? Tablonun mekânı nerededir? Ressamın çalıştığı atölyede mi, yoksa kral ile kraliçenin bulunduğu yerde mi? Acaba iki tablo mu vardır? Biri gördüğümüz, diğeri de görmediğimiz, yapıldığını anladığımız... Asıl tablo hangisidir? Öte yandan, kral ile kraliçenin durdukları yer, aynı zamanda bizim de, seyircinin de durduğu yerdir. Nedimeler (Las Meninas), bakanın bakılan olduğu ve tablonun kişilerinin arasına katıldığı tek resimdir; ayna, kral ile kraliçenin görüntüleriyle birlikte, bizimkini de yansıtmak durumundadır.



Melih Cevdet Anday - Dilimiz Üstüne Konuşmalar

Melih Cevdet Anday - Dilimiz Üstüne Konuşmalar



Bu kitapta Cevdet Anday'ın radyoda "Dilimiz" konulu programda
yaptığı konuşmalardan 11 tanesi yer almaktadır. Cevdet Anday konuya, dil sorununun halk ve gençler arasında uyandırdığı çeşitli sorulara bilimsel açıdan cevap bulmak yönünde eğilmiştir. Bunu yaparken dilimizi diğer dillerden ayıran özellikler üzerinde durmuş, onun nasıl ve ne yoldan bozulduğunu örnekler vererek göstermiş. Bu kitapla dilimizin özleşmesine ve güçlenmesine katkıda bulunmayı amaçlamıştır.




Lucy Vincent - Neden Aşık Oluyoruz

Lucy Vincent - Neden Aşık Oluyoruz



"Aşkın sırrı nihayet çözüldü!

Yaşayanlar bilir: Hayatımız olağan seyrinde sürüp giderken, bir gün her şey alt üst oluverir. Artık ne eskisi gibi düşünebiliyoruz, ne de dünyaya eskisi gibi bakabiliyoruzdur... İşte o en muhteşem sihir gerçekleşmiş, insanın başına gelebilecek en güzel, en esrarengiz şey bizim de başımıza gelmiştir: Âşık olmuşuzdur.

Peki aşk denen sihirli olayın nasıl ve neden gerçekleştiğini merak ettiniz mi hiç? Örneğin neden belli kişilere daha fazla yakınlık duyarız? Âşık olduğumuzda neden yeniden doğmuş gibi hissederiz? Aşk denen bu benzersiz olay nasıl gerçekleşiyor? İnsanın zihninde ve bedeninde ne tür dönüşümler oluyor?

Bütün bu soruların cevabı ve daha fazlası elinizdeki kitapta... Neden Âşık Oluyoruz?'da Lucy Vincent bilimsel araştırmalardaki en son gelişmeleri de göz önüne alarak adeta aşkın içyüzünü gözler önüne seriyor. Hem aşkın pek farkında olmadığımız yönlerini, tuzaklarını, "işleyişi"ni, hem de hiç tükenmeyen büyüsünü, nükteli yanlarını son derece akıcı bir dille ortaya koyuyor.

Neden Âşık Oluyoruz?'da herkes için bir şeyler var: Hem aşkı tatmış olanlar için, hem de aşk henüz kapısını çalmamış olanlar için.

Kimbilir, belki de bu kitabı bitirdiğinizde..."



Leyla Coşan - Tanrım Bizi Türklerden Koru

Leyla Coşan - Tanrım Bizi Türklerden Koru



Avrupa arşivleri ışığında "Avrupa'da Türk Korkusu"nu ele alan titiz bir çalışma:

-Avrupa'da Türklere nasıl bakılıyordu?

-Türk deyince Batı'nın aklına gelenler.

-Martin Luther'in Türkler Hakkındaki Genel Görüşleri

-Tanrı'nın Cezası Olarak Gönderilen Türkler 

-Deccal Türkler

-Yecuç-Mecuç Olarak Yorumlanan Türkler

-Martin Luther'in Türklere Karşı Çocuk Duası

Türklere karşı yazılan dualar içeriklerine göre beş farklı başlık altında incelenmiştir. Bunlar sırasıyla çocuk ve gençlere yönelik dualar, evde okunacak dualar, kilise duaları, savaş duaları ve özel bir kesime yönelik olmayan dualarıdır. 




Lee Carroll - DNA'nın On İkiTabakası

Lee Carroll - DNA'nın On İkiTabakası



"Bir sonraki tekamül aşamasında hazır olanlar için Kryon'un verdiği bilgiler son derece değerlidir. Bunlar hem bize, hem de gezegenimize şifa verecek bilgilerdir. Kryon herşeyin gerçekten yolunda olduğunu ve yapacak işimiz olduğunu bilmemizi sağlıyor."
-Louise L. Hay-

"Kryon'un medyum kanalıyla verdiği mesajlar giderek olağanüstü değerli hale geliyorlar. Yeni çağ gerçekten üzerimizde."
-Metaphysical Reviews-

"Bu kitaba açık bir zihinle yaklaştım ve onu elimden bırakamadım. Kryon'un sözleri sevgi dolu, huzur verici ve güven tazeleyici. Bir hayli büyük haberle karşı karşıyayız."
-The Light Connection-




Jonathan Safran Foer - Hayvan Yemek

Jonathan Safran Foer - Hayvan Yemek




"Bu Kitap Hayatınızı Değiştirecek." 
-Time Out-

Neden kahvaltıda makarna yemiyoruz? Yemek yerken aldığımız kararları, neye dayanarak alıyoruz? Neden kuzu eti yiyoruz ama köpek eti yemiyoruz?

Köpeklerini seven Fransızlar, bazen atlarını yer.
Atlarını seven İspanyollar, bazen ineklerini yer.
İneklerini seven Hintliler, bazen köpeklerini yer. 

Peki ya siz hangi hayvanları seviyor, hangilerini yiyorsunuz?

Aşırı Gürültülü ve İnanılmaz Yakın ile Her Şey Aydınlandı'nın parlak yazarı Jonathan Safran Foer, bu kez tabağımızdaki yemeklerin öyküsünü anlatıyor. Hayvan Yemek, kurgulanamayacak denli dehşetli birtakım gerçeklerin bize sofralarımız kadar yakın olduğunu gösteriyor; insanın marifetlerini, tüm çıplaklığıyla ortaya koyuyor. Hayvan Yemek, bir vejetaryenlık çağrısı değil, bir uyanış çağrısı... 

Çatalımızı sapladığımız şeyin "ne" olduğunu, bize "neler olduğunu" görmekten çekinmeyenlere açık bir davet.

Tabaklarınızı ve midelerinizi doldururken bu sayfalarda yazanları göz ardı edemeyeceksiniz. 

"Hayvan Yemek'i (eğer bu, uygun bir sözcükse) büyük iştahla okudum." 
-Alain de Botton-



Itır Erhart - Ben Neyim

Itır Erhart - Ben Neyim



Ben nedir? Bir hayat hikâyesinin toplamı mı? Vazgeçilemez olduğunu düşündüğümüz uğraşlarımızı terk etmek zorunda kalırsak, ben yine ben olarak var olmaya devam eder mi? Peki ya bir gün Alzheimer'a yakalanır ve giderek tüm bilişsel yetilerimizi yitirirsek ya da bitkisel hayata girersek, yine bir 'ben'den söz edebilecek miyiz? Beynimizin yarı kürelerinden biri bir başkasına nakledilirse 'ben' de onunla birlikte gider mi? Kafka'nın Gregor Samsa'sı gibi dev bir böceğe dönüşürsek ben'e ne olur? Ben Neyim? belki de kendimize hiç sormadığımız felsefi soruların cevabını arıyor. 



"…savunmaya çalıştığım yaklaşıma göre, "benim ilk fotoğraflarım, annemin rahminde iken çekilmiş olanlardır" cümlesi, doğru olacaktır. Ben, o insan ceniniydim ve sonra o cenin insan bebeğine dönüştü, insan yavrusuna ve sonra da yetişkin insana dönüştü. Beni annemin rahminde iken gösterenlerden başlayıp bitkisel hayatta insan olarak gösterenlere kadar resimlerle dolu bir albümüm olsa, bütün bu resimler benim resimlerim olacaktır. Bu resimleri karıştırırken, gördüğümüz şey bir insandır. Onu bir takım özellikler kazanırken ve bir takım başka özellikler kaybederken görürürüz. Bebek olma özelliğini kaybedip çocuk olur, öğrenci olma özelliğini kaybedip öğretmen olur vs. Aynı kalan şey, onun özdeşliğidir. Onun bir yaşındaki halini gösteren resme ve onu üniversiteden mezun olduğu gün gösteren resme bakarken aynı insana bakıyor oluruz."




Irvin D. Yalom - Spinoza Problemi Nazi Subayının Paradoksu

Irvin D. Yalom - Spinoza Problemi Nazi Subayının Paradoksu




Irvin D. Yalom, aynı anda 5 ülkede yayımlanan, Alfred Rosenberg ile ondan üç asır sonra yaşayan ve ona tamamen zıt gibi görünen Spinoza'nın iç dünyasına yaptığı bu gizemli yolculuğu ustaca işleyip, olayları iç içe ama birbirine karıştırmadan, dolu dolu ama sıkmadan anlattığı bu romanı için:

... Yaşanmış olabilecek olaylara dair bir roman yazmaya çalıştım. Tarihsel olaylara mümkün olduğunca sadık kalarak ve bir psikiyatr olarak birikimlerime dayanarak ana karakterlerimin, Bento Spinoza ve Alfred Rosenberg'in iç dünyalarını hayal etmeye çalıştım...

... Çoğu araştırmacı Spinoza'yı mülayim ve kibar biri olarak görüyor, bazıları da hayatını Hıristiyan azizlerinkiyle ya da hatta İsa'nınkiyle kıyaslıyordu. Ben de bu nedenle Spinoza'nın içsel yaşamına dair bir roman yazmaya karar verdim. Kişisel uzmanlığım bu noktada Spinoza'nın hikâyesini anlatmama yardımcı olabilirdi. Ne de olsa, o da bir insandı ve beni ve yıllar boyunca üzerinde çalıştığım birçok hastayı rahatsız eden temel insani çelişkilerle mücadele etmiş olmalıydı...

... Spinoza kütüphanesine el koyan ERR subayı (Oberbereichter Schimmer) tarafından yazılmış bir belge (17p-PS), kütüphanenin, Nazilerin "Spinoza Problemi"ni çözmelerine yardımcı olabileceğini belirtiyor... diyor.



Hüsnü Mahalli - Ortadoğuda Kanlı Bahar

Hüsnü Mahalli - Ortadoğuda Kanlı Bahar




Türkiye'de Ortadoğu denilince ilk akla gelen isim usta gazeteci Hüsnü Mahalli'den uzun yıllar hafızalara kazınacak bir kitap. Son dönemdeki gelişmeleri bu kitabı okumadan değerlendirmeyin....

İşte, deneyimli bir gazetecinin kaleminden Arap Baharı:
Gerçek amaç demokrasi değil, İslam'dır.
Daha dindar bir Türkiye geliyor.
Ortadoğu'da yeni 'Kıble' Washington.
Modellerden model seç: Türkiye, Mısır ya da Pakistan!
Artık generaller de camiye gidecek.
Müjdesini Wikileaks vermişti.
100 yıllık yeni Büyük Oyun'da 2.Cumhuriyetler gerek.
Suriye düşmeden Arap Baharı yaz olur.
Araplar Cumhuriyet'ten bu yana Türkiye'de yaşanan Laik-İslamcı tartışmaların tümünü şimdi yaşayacak...

Ortadoğu'yu en iyi bilen gazetecilerden Hüsnü Mahalli, Ortadoğu'yu uyumlu İslam'la yeniden fethetme girişimlerine farklı bir pencereden ışık tutuyor...



Hüseyin Namık Orkun - Türk Sözünün Aslı

Hüseyin Namık Orkun - Türk Sözünün Aslı



Türk adı ilk kez, 8. Yüzyıl Çin kaynakları ile Uygur metinlerinde
geçmektedir. Bu kaynakların ve araştırmaların bazılarında belirtildiği gibi Türk adı Çin kaynaklarında telâffuz edildiği şekilde, miğfer anlamına gelen Tu-kiüe kelimesinden mi veya Hun/Kun kelimesinden mi yoksa türü-/ türe- kökünden mi gelmektedir. Bu soruların cevabını bulabileceğimiz Türk Sözünün Aslı adlı eser, Türk Dil Kurumu tarafından günümüz yazım kurallarına göre yeniden düzenlenmiştir.



Harold Barclay - Efendisiz Halklar

Harold Barclay - Efendisiz Halklar



30 yılı aşkın antropoloji öğretme tecrübem sırasında, öğrenciler arasında, hiçbir toplumun yönetimsiz var olamayacağı -ve buna bağlı olarak her toplumun bir başının olması gerektiği- mitinin çok köklü bir şekilde yerleşmiş olduğunu gördüm. Günümüz öğrencileri kilisenin dininden vazgeçmiş olsalar bile, milliyetçilik ve devletçilik dinlerinden vazgeçmediler. Çağdaş "çoğulcu" toplumlarda birliğin kaynağı olan, tutkal işlevi gören şey bu ikisidir. Demek ki, tıpkı ortaçağ toplumunun birliği için Tanrı inancının gerekli olması gibi, devletin ve yönetimin gerekliliği miti bu birlik için şart ve belirleyicidir. 

Barcley bu kitabında Aborijinler'den Pigmeler'e, Eskimolar'dan Santallar'a, Kızılderililer'den Berberilere'e kadar dünyanın dört bir yanından onlarca topluluğu inceliyor; devletsiz bir toplum düşüncesinin ütopyacı bir düş olmadığını tersine insanlığın geçmişini karakterize eden bir sistem olduğunu ortaya koyuyor. 



Hilmi Ziya Ülken - Aşk Ahlakı

Hilmi Ziya Ülken - Aşk Ahlakı



Ülken'in Seçme Eserleri kapsamında yayınladığımız Ziya Gökalp, Millet ve Tarih Şuuru ve iki ciltlik Felsefeye Giriş eserinin ardından Aşk Ahlâkı'nı okurlarımıza sunuyoruz. "Bu kitabın amacı, Demokrasi ahlâkına yükselten Eğitim yollarını aramaktır. Demokrasi, araç-değerlerde eşitlik, ideal değerlerde hürlük isteyen çağdaş sistemdir; sosyal adalet ancak böyle bir sistemde gerçekleşir. Bu kitap, siyaset ahlâkına hazırlayan bir Eğitim yolu sayılmalıdır."



Giovanni Scognamillo - İstanbul Gizemleri

Giovanni Scognamillo - İstanbul Gizemleri



Bu araştırmanın amacı alternatif, belki az bilinen, unutulmak üzere olan, sararmış yapraklarda kaynaklarda kalmış bir İstanbul portresini çizmektir, içinde yaşadığımız bu kentin doğaüstü, düşündürücü ola ki eğlendirici kimliğini saptamaktır, dününü ve bugününü karanlıklarını ve tedirginliklerini başka ve değişik bağlantılarla bağlamak ve imkanların dahilinde resimlendirmek. 

İstanbul kendi başına bir gizemdir, bir gizem tarihi ve bir gizemler merkezidir her çeşitinden. Ve İstanbul yüzyıllardan beri süregelen bir arayışın buluşma noktasıdır, ölümsüzlerin, gizli ve bilinmeyen üstünlerin, bilgelerin, gizemcilerin ve de şarlatanların uğrağıdır. 

Dünyanın tüm büyük ve eski kentleri, Roma, Paris, Londra, Prag vb her zaman bir merkez görev işlevini gördüler. İstanbul da böyledir bir tarih, kültür, sanat ve düşünce merkezi olarak. Ancak İstanbul'un bir farkı ve bir özelliği vardır, her zaman olmuştur. İstanbul bir kültür, medeniyet, ve bunlardan oluşan bir inanışlar potasıdır. Doğu ve Batının değişmeyen bir buluşma, kaynaşma noktası, bir odak noktası ve ola ki "manyetik" bir alan.



Gülse Birsel - Gayet Ciddiyim

Gülse Birsel - Gayet Ciddiyim



Bu kitabı, hayata bakış açımı sizinle paylaşmak, yaşamın manasını biraz da olsa irdelemek, günlük devinimlerin içinde yitip giden imgeleri birlikte ayrımsamak için kaleme aldım, falan dememi beklemiyorsunuz herhalde?! 
İlk kitabımdır, tanıtım yazısına özen göstereyim, bir mesajı olsun, şudur budur diye düşünmedim değil. Ama bence, hakikaten gerek yok! 
Şehirlerde yaşıyoruz ve özellikle bizim şehirlerde her dakika gülünecek bir şeyler çıkıveriyor. Metropol Manzaraları, g.a.g.'ın metinleri hep bunlar. Hepimiz yaşıyoruz da, ben yazıyorum, aradaki fark o. 
Hayat kısa, bir tek güldüklerimiz yanımıza kâr kalacak. 
Yoksa oku, çalış, evlen, para kazan, para kaybet, çocuk yap, yaşlan, öl, hep aynı... 
Eğlenin diye yazıyorum, başka derdim yok. 
Vallahi. Gayet ciddiyim! 



F.T. Marinetti - Futurist Manifestolar Kitabı

F.T. Marinetti - Futurist Manifestolar Kitabı


Tomasso Marinetti, 1909 yılında Figaro gazetesinde durumu şöyle özetleyecekti

Şiirde temel öğeler cesaret, cüret ve isyandır,
Edebiyat durgunluktan ve uyuşukluktan sıyrılmalıdır. Edebiyatta işlenecek konular saldırgan hareketler, kavga ve dövüştür.
Dünya yeni bir güzellikle zenginleşmiştir. Yeni güzellik sürattir, hızdır, Motoru güçle sarsılan, homurdanan bir yarış arabası Victoire de Samotrace'dan daha güzeldir.
Ancak kavga güzeldir. Saldırgan niteliksiz bir şaheser olamaz. Şiir tanınmayan ve bilinmeyen güçlere karşı saldırgan olmalıdır.
Yüzyılların en yüksek noktasında bulunuyor. Olanaksızların kapısını açmak dururken geride kalınmamalıdır. Zaman ve mekan artık ölmüştür.
Dünyanın tek sağlık ilacı savaştır, millitarizm, feminizm, fırsat kolayıcılık, çıkarcılık lanetlenmelidir.
"Bu kırıp geçiren, bu yıkıcı şiddetteki bildirgemizi İtalya'dan bütün dünyaya ilan ediyoruz ve Fütürizm'i kuruyoruz; çünkü ülkemizi, profesörlerin, arkeologların, çenesi düşük edebiyatçıların ve antikacıların kangreninden kurtarmak istiyoruz."










Erich Scheurmann - Göğü Delen Adam

Erich Scheurmann - Göğü Delen Adam



Papalagi denince beyazlar ya da yabancılar anlaşılır. Ama sözcüğü sözcüğüne çevrilirse göğü delen anlamına gelir.

Samoa'ya ilk misyoner bir yelkenliyle gelmişti. Yerliler bu beyaz yelkenliyi ufukta bir delik olarak gördüler, beyaz adamın içinden çıkıp kendilerine geldiği bir delik. O, göğü delip geçmişti.
Yüzyılımızın başlarında yayımlanan Göğü Delen Adam bugün artık bir yeşil klasiği olarak okunurken, başlığının kaynaklandığı şiirsel metafor, bir de düz anlam içermeye başlıyor; çünkü Papalagi sonunda göğü gerçekten delmeyi başardı, "ozon deliğinin" içinden ne tür bir yelkenlinin çıkageleceğiniyse zaman gösterecek.
Ahmet Güngören/Çerçeve

Teknolojinin günlük yaşamımıza getirdiği açmazlar her gün dünyamızda yeni "handikap"ların kapılarını aralamıyor mu?

Birincisi bu "handikap"ları yalın, süssüz bir dille anlattığı için önemli Göğü Delen Adam. Uygarlığımızın bu karmaşasında yönelttiği acımasız okların hedefini bulması açısından önemli. Basit de olsa eleştirisini haklı gerekçelere dayandırması açısından önemli. İkincisi, bize pek az bildiğimiz dünyaların ufkunu açmasından önemli.
Refik Durbaş/Milliyet Sanat

Sadece keyif için değil, üniversitede sosyoloji, antropoloji derslerinde ve hatta liselerde sosyal bilgiler derslerinde bile okutulabilir. (...) Gerçek bir Samoalının gözleriyle Batı'yı görmek, insanın ufkunu çok genişleten, yorumlara yepyeni boyutlar kazandıran bir süreç.
Semra Somersan/Cumhuriyet




Eric Berkowitz - Seks ve Ceza

Eric Berkowitz - Seks ve Ceza



Yatak odasından mahkeme salonuna - seks hukukunun hayret verici tarihi...

Kraliyet metresleri, eşcinsel at arabası yarışçıları, ortaçağ travestileri, cadılar, keçi seviciler, rahibe fahişeler ve Londralı kiralık oğlanlar gibi aykırı oyuncuların renklendirdiği seks tarihinde bir çağ ve toplumda hoşgörülen davranışlar bir ötekinde en ağır şekilde cezalandırıldı. Ancak seks dürtüsü antik çağlardan beri kendini dizginlemeye çalışan her türlü girişime karşı koydu. Seks ve Ceza, dört bin yıllık cinsellik, din ve mülkiyet üçgeninin açılarının çok da değişmediğini gösteriyor bizlere.

"Elbette tecavüz, zina, ensest ve seks hukuku alanına giren diğer tüm meseleler insanlığın varoluşundan beri vuku bulmuştur. Değişen tek şey, insanların birbirlerinin bedenlerini kontrol etmek için kullandıkları yöntemler ve bu yöntemleri kullanma gerekçeleridir." 

Eric Berkowitz Antik Mezopotamya'da zina yapan bir kadının kazığa oturtulmasından başlayıp 1895'te Oscar Wilde'ın "büyük ahlaksızlık" suçuyla hapis cezası aldığı döneme kadarki seks hukukunun uzun tarihini gözler önüne seriyor.

Seks ve Ceza, mahkeme tutanaklarıyla tarihi belgelerde yer alan gerçek insanların hayatlarından yola çıkarak insanlık tarihine ayna tutarken, insan ruhunun karanlık taraflarını ortaya çıkarıyor. Berkowitz zaman zaman tüyler ürperten, zaman zaman hayal gücünü zorlayan bir yolculuğa davet ediyor okurları.

"Seks ve Ceza, seks ve günah üzerine dudak uçuklatan bilgilerle dolu." 
-Guardian-

"Ustalıkla yazılmış aydınlatıcı bir yapıt."
-Literary Review-